|
Not Defteri |
21-02-2010 |
Tuncer Şengöz |
|
|
20. yüzyılın 3 kuşağı
Model
Günümüz dünyası ile tarihin geçmiş dönemleri arasındaki en önemli farklardan biri, günümüzde insan yaşamının önemli bir bölümünün eğitimle geçirilmesidir. Yaklaşık 20 yaşına kadar insanların çoğu okullarda öğretmenlerce, ya da işbaşında ustabaşlarınca eğitiliyor. Bu nedenle, aktif çalışma yaşı, kabaca 20’li yaşlarda başlıyor ve yaklaşık 35 yıl sürdükten sonra, 50-60 yaş döneminde sona eriyor. Yaşadığımız çağdaki ortalama yaşam beklentisi dikkate alındığında, normal koşullarda bir insanın 0-5 yaş dönemi bebeklik-okul öncesi, 6-17 yaş dönemi temel eğitim, 18-24 yüksek eğitim ve çalışma hayatına geçiş, 25-60 aktif çalışma, 61+ emeklilik ve yaşlılık dönemi kabul ediliyor. Kabataslak yaptığımız bu ayrım, şüphesiz ki insandan insana, toplumdan topluma değişiyor. Bazı insanlar bu dönemleri, içinde yaşadıkları sosyal çevre nedeniyle, daha erken ya da daha geç yaşayabiliyorlar. Ancak yukarıda verdiğim model, ortalama ve üzeri gelişmişlik düzeyindeki toplumlar için, genel bir çerçeve kabul edilebilir.
Bebeklik, okul öncesi ve temel eğitim dönemleri ile yaşlılık-emeklilik dönemi, ulaşmaya çalıştığımız sonuç bakımından ilgi alanımıza girmiyor. Bu nedenle biz dikkatimizi, aktif çalışma süresi kabul ettiğimiz 25-60 yaş dönemine çevirelim. Bu yaş dönemi, çevremize ve toplumsal hayata en önemli etkilerde bulunduğumuz bir dönemdir. Evlilik, çocuk yapma, üretme, tüketme, savaşma, sanatsal ve düşünsel etkinlikte bulunma gibi edimlerimiz, ağırlıklı olarak bu yaş dönemindedir. Doğal olarak, finansal davranışlarımızın sayısı ve şiddeti, bu yaş döneminde yoğunlaşır. Almak, satmak ve biriktirmek gibi finansal etkinlikler, bu yaş dönemimize yoğunlaşır.
Acaba, finansal trendlerle, nüfus trendleri arasında nasıl bir ilişki var? Bu soruyu, sosyonomik bir sonuca ulaşmak amacıyla sormuyoruz. Amacımız sadece borsa trendleri ile adına “kuşak” dediğimiz, tarihin belli dönemlerinde ortak davranış ve beğeni standartlarına göre yaşayan insan kitleleri arasında bir bağ kurabilmek.
Modelimizi kurabilmek için, örnek ülke olarak Amerika Birleşik Devletlerini seçelim.
Neden A.B.D? Üç nedenle: 1) 20. yüzyıl, hiç şüphe yok ki bir Amerika yüzyılıdır. 2) Elimizde en uzun vadeli finansal veri A.B.D’ye ait. 3) Önümüzdeki tarihsel süreçte yaşayacaklarımızın en temel belirleyicisi, bu ülkede yaşanacak olan trendlerdir.
Matematik modelimizin temel varsayımlarını bu şekilde kuruyoruz. Sanırım, bu varsayımlara çok fazla itiraz olmayacaktır. O halde, bir adım daha ilerleyebiliriz:
20. yüzyılda A.B.D. nüfus değişimi
20. yüzyıla girildiğinde A.B.D’de 76 milyon insan yaşıyordu. Yüzyıl biterken, A.B.D’nin nüfusu 275 milyona çıktı. Başka bir anlatımla bir yüz yıl içinde, doğumlar ve göçler nedeniyle A.B.D’de yaşayan insan sayısı yaklaşık dörde katlandı. 1900 ile 2000 arasında ortalama nüfus artışı %1.3 civarında. Yüzyılın ilk yarısında, yıllık nüfus artışı ekonomik kriz ve savaş gibi etkilerle dönem dönem ortalamanın üzerinde ve altında seyrederken, 1965 yılından itibaren, yıllık nüfus artışı %1.3’ün altında kaldı.
1900 ile 2000 yılı arasındaki üç belirgin dönem, ortalamalardan bariz sapma ile diğer dönemlerden ayrılıyor. 1900 ile 1910 arasındaki dönemde, Amerika’ya yoğun göçün de etkisiyle ortalama nüfus artışı %2 civarında. Bu dönemin en düşük nüfusu artışı, %1.82 ile 1907 yılında, en büyük artış ise, %2.12 ile 1910 yılında gerçekleşmiş. 10 yıllık nüfus artışı ise, %21.44 olmuş ki, bu son 110 yılın en büyük artışı.
O halde, 20. yüzyılın başından günümüze kadar geçen sürenin ilk önemli “nesli”, doğum yıllarına göre isimlendirmek gerekirse, 1900-1910 kuşağıdır diyebiliriz. Bu dönemde doğanlar, sadece sayılarının fazlalığı ile de değil, tarihte oynadıkları roller dikkate alındığında da kayda değer bir “kuşak” oluşturuyorlar. Amerikan tarzı yaşam, blue jean’lerin yaygınlaşması, kadın hakları mücadeleleri, içki yasakları başta olmak üzere, muhafazakarlara karşı sosyal kazanımlar, bu kuşağın eserleri arasında. Tabi, bir de 1929 borsa çılgınlığı var ki, 1900-1910 kuşağının aktif olduğu dönem, bu borsa çılgınlığı ve hemen ardından gelen 20. yüzyılın en büyük ekonomik krizi ile hatırlanıyor.
Bu kuşağın dönemini incelerken, temel analitik yöntemimizi de belirleyelim: Ortalama insan ömrünü – yaşam kalitesini de dikkate alarak 68 yıl kabul ederek başlıyoruz. 68’i baz almamızın üç nedeni var: Birincisi 68 yaş, 20. yüzyılın ortalama yaşam beklentisidir. İkincisi ve bizim temel yaklaşımımız bakımından daha önemlisi, 68’in yarısı olan 34, Fibonacci sayı serisindeki bir sayıdır. Üçüncüsü, aktif çalışma süresini 34 yıl kabul ediyoruz. Bu nedenlere dayanarak, çalışan nüfus içinde, bir nesilden diğerine geçişin, aşağı yukarı 34 yılda bir gerçekleştiğini varsayıyoruz.
Bu varsayım, oldukça tutarlı görünüyor. Çalışmamızın sonunda da, bu varsayımın doğruluğunu gösteren ipuçları bulacağız ve bizim içinde yaşadığımız tarih kesitinin neden “çılgın” bir dönem olduğu sorusuna cevap olmak üzere de bir tez geliştireceğiz.
Artık, son 110 yılda sosyal trendlere damgasını vurmuş üç neslin finansal etkinliğini incelemeye başlayabiliriz. İncelememizin sonucu, bugünlerde dünyanın yükünü sırtlamaya başlayan yeni neslin geleceği ile ilgili de çok çarpıcı ipuçları verecek.
Two Cycles of American History
Ralph Nelson Elliott, 25 Ağustos 1941 tarihli Two Cycles of American History isimli çalışmasında, geçmiş iki yüzyılı inceleyerek, bir tarihsel model kurmaya çalışmış ve 1929 yılına kadar iki büyük finansal döngü tespit etmişti. Bu döngülerden ilki, A.B.D’nin resmi kuruluş tarihi olan 1774’de başlayıp, 1854 yılında sona eren 81 yıllık ilk döngü idi.
Yukarıdaki grafik, 1854 yılında tutulmaya başlanan Axe-Houghton endeksinin 1935 yılına kadarki seyrini gösteriyor. (Buraya küçücük bir not düşelim. R.N. Elliott, elindeki verilere bakarak, ilk döngünün 1854 yılında sona erdiğini düşünmüştü. Daha sonraki araştırmalar, ilk döngünün zirve yılının 1854 değil, 1830’lar olduğunu ortaya çıkarttı.)
İkinci döngü ise, grafikte de görüldüğü üzere 1857 yılında başlamış ve 1932 yılında sona ermişti. (Elliott, bu döngünün 1941 yılında sona erdiğini düşünüyordu. Daha sonraki dönemde Elliottisyenler, ikinci döngünün 1941 yılında değil, 1932 dibinde sona erdiğine karar verdiler. Bu hesaba göre, ikinci döngünün süresi 81 değil, 75 yıldır.)
1900-10 kuşağı, Amerika tarihinin ikinci büyük döngüsünün zirvesine yaklaşılırken dünyaya gelmiş bir kuşaktı.
1900-10 Kuşağı
20. yüzyılın ilk nüfus patlaması, 1900 ile 1910 döneminde, ortalama %2 nüfus artışı ile yaşanırken, 1929 borsa çılgınlığı ile sona erecek olan Supercycle dereceli dalga da finaline yaklaşmak üzere idi.
Yukarıdaki grafikte ilk dikdörtgenle çevrili alan, bu kuşağın dünyaya geldiği yıllardaki borsa performansını gösteriyor. Dow Jones Sanayi Endeksi, 1921 yılına kadar, hemen hemen yatay bir bandın içinde kaldı. Bu yatay hareket, 1929 zirvesine kadar gidecek dalgaya hazırlıktı. Borsa çılgınlığı başladığında, 20. yüzyılın ilk nüfus patlaması kuşağı, 11-21 yaş dönemindeydi. Dalga zirveye ulaştığında 1900-10 kuşağı, 19-29 yaş dönemine gelmişti. Başka bir deyişle, 1920’lerin borsa çılgınlığı, tam da bu kuşağın aktif çalışma dönemine girdiği bir tarih kesitinde yaşandı. Sonuç, bu kuşak için dramatik oldu. 1900-10 kuşağı çalışma hayatına atıldığında, tarihin en büyük kriz dönemlerinden biri başlamıştı. Borsa endeksi, bu yaş kuşağı 22-32 yaşlarına geldiğinde dip yaptı. Ekonomik kriz ise, bu yaş kuşağının 32-42 yaşına geldiği bir döneme kadar devam etti. Yukarıdaki grafik, 1929 borsa çöküşü ile başlayan ekonomik buhran dönemini bu kuşağın sırtladığını açıkça gösteriyor. 1942 yılından sonraki yükseliş dönemi ise, tamamen bu kuşağın eseri oldu. Bu kuşağın, aktif çalışma döneminin sona erdiği 1960’lı yılların ortasında dalga zirveye ulaştı ve Amerika tarihinin üçüncü büyük döngüsü içindeki ilk Cycle dalga 1968 yılında sona ererken 1900-10 kuşağı 58-68 yaşında idi. İlginç bir şekilde, bu tarih, aya ilk insanın ayak bastığı tarihi bir dönemeç oldu.
Kısacası, 1900-10 kuşağı, kendisine bir önceki kuşaktan miras kalan ekonomik-finansal irrasyonaliteyi sırtladı, aktif çalışma dönemini ağır bir dünya krizi ile geçirdi, ancak yaşamının son evresinde, sırtladığı bu dönemin meyvasını topladı.
1931-41 kuşağı
Amerika tarihinin en düşük nüfus artışı, 1931-1941 döneminde yaşandı. Anlaşılan, 1900-10 kuşağı, kendisinden önceki kuşakların tedbirsizliği ile hareket etmemiş. Bu dönemde ortalama nüfus artışı, %1’in altına gerilemiş. 1931-41 döneminin en yüksek nüfus artışı, %0.97 ile bu dönemin en sonunda, 1941 yılında, en düşük nüfus artışı ise, %0.59 ile 1933 yılında gerçekleşmiş. 10 yıllık artış ise sadece %7’de kalmış ve A.B.D. nüfusu bu dönemin sonunda 133 milyona ulaşmış.
20. yüzyılın en düşük nüfus artışı döneminde dünyaya gelenlerin 68 yıllık döngüsüne baktığımızda, çok şaşırtıcı bir durumla karşılaşıyoruz. Bu nesil dünyaya geldiğinde, borsa paniği ve ekonomik kriz, 10 yıllık bir sürenin ardından sona ermek üzereymiş. 1940’ların ilk yıllarında başlayan yükseliş, 1960’ların ortalarında tepe yaparken, 1931-41 kuşağı 35-45 yaş dönemindeymiş. 1970’lerde borsalarda ayı piyasası, ekonomide kriz yaşanırken, 1931-41 kuşağı da aktif çalışma süresinin ortalarına gelmiş. Buradan şunu anlıyoruz: 20. yüzyılın en düşük nüfus artışı ile dünyaya gelen 1931-41 kuşağı, aktif çalışma hayatına, güçlü bir boğa piyasasının tam ortasında başlamış. Boğa piyasası sona erip de 1970’lerin ekonomik krizi ile beraber, borsa düşüşleri başladığında, bu kuşak için bir şok olmuş. Ancak daha sonraki döneme baktığımızda anlıyoruz ki, 1970’lerin ekonomik krizini de, 1931-41 kuşağı sırtlamış. 1980’lerde başlayan büyük boğa piyasası, bu kuşağı da ödüllendirmiş. Borsa endeksi 1999 yılında zirve yaparken, aynı, 1900-10 kuşağı gibi, 1931-41 kuşağı da 58-68 yaşında ve aktif çalışma hayatının sonundaymış. 20. yüzyılın en şanslı kuşağı bu olmuş: Dünyaya gözünü bir boğa piyasası ve barış döneminde açmış ve yaşamının sonuna kadar, refah devleti politikalarından da yararlanarak bir boğa piyasası içinde yaşamış. Bu perspektiften bakıldığında, 2007 zirvesi, bu kuşağın uzatması ve finalidir de diyebiliriz. 1970’lerin durgunluğu, bu kuşak için sadece geçici bir düzeltme olmuş.
1947-57 kuşağı
Analizimiz bizi yavaş yavaş ilginç bir yerlere götürmeye başlıyor. Korkarım, analizimizin bundan sonraki bölümünde, bazı putları kırmaya, bir çok tepkiyi göğüslemek pahasına, 20. yüzyılın en büyük peri masalına meydan okumaya başlayacağız. Kravatımızı gevşetip kurduğumuz modeli incelemeye devam edelim:
20. yüzyılın en düşük nüfus artışı döneminde dünyaya gelen 1931-41 kuşağı, savaş ve ekonomik krizden çıkışla beraber, hızlı bir doğurganlıkla çocuk yapmaya başlayınca, 1947-57 dönemi, 20. yüzyılın üçüncü neslinin dünyaya geldiği bir dönem olmuş. Bu dönemde A.B.D. nüfusu, yeniden %2 artış ortalamasına yaklaşmış. En düşük artış, %1.67 ile 1953’de, en büyük artış ise %2.07 ile 1950 yılında gerçekleşmiş. Şüphesiz ki, nüfus artışının nedeni sadece doğurganlıktaki artış değil. Muhtemelen A.B.D’nin ekonomik ve sosyal cazibesi, çevreden göçleri bu ülkeye yönlendirmiş. Ancak nüfus artışının en önemli nedeni, baby boomer denen bir neslin dünyaya gelişi olmuş. Bu nesil, 1968 yılındaki gençlik olayları nedeniyle ’68 kuşağı diye de biliniyor. Biz, analizimizde bu kuşağı 1947-57 kuşağı olarak anacağız.
Bu kuşağın içinde yaşadığı ekonomik-finansal ortama baktığımızda şunu görüyoruz: 1941-68 boğa piyasasının ortalarında dünyaya gelen bu kuşak, öğrencilik döneminde mevcut sosyal-ekonomik ve siyasi statükoya isyanla adını dünyaya duyurmuş. 1970’lerin kriz dönemi, bu kuşağın, aktif çalışma hayatına başladığı dönem olmuş. Borsa endeksi zirve yapar, ekonomik büyüme dönemi biterken bu kuşak 11-21 yaşlarındaymış. Kriz son borsa dibinin görülmesiyle biterken, 1941-51 kuşağı 17-27 yaşına gelmiş. 1970’lerin sonundan itibaren dünya tarihinde yeni bir sayfa açıldığında, 1947-57 kuşağı, aktif çalışma dönemindeymiş. İnsanlık tarihinin en büyük kredi genişlemesi ile finans tarihinin en büyük balonu şişerken, 1941-51 kuşağı, orta yaş döneminin keyfini çıkartmış. 2000 yılında teknoloji balonu zirve yaparken bu kuşak 43-53 yaşındaymış.
Ancak teknoloji balonunun patlamasıyla tetiklenen borsa düşüşü, bu kuşak için beklenmedik bir durum oluşturmuş. 2000 yılında henüz 43-53 yaş döneminde olan bu kuşak da, aynı kendisinden önceki iki kuşak gibi aktif çalışma hayatının sonuna kadar güçlü bir boğa piyasası içinde ekonomik refahı talep etmiş. 2000 yılında teknoloji balonunun ardından gelen borsa düşüşlerinin 2003 yılında dip yapması ve ardından çok yoğun parasal müdahalelerle 2007 yılına kadar borsaların yeniden yönlerini yukarıya çevirmesine bir de bu gözle bakalım. Aktif çalışma hayatının sonuna henüz ulaşmamış olan bu neslin bir finansal cenette yaşamak istemesinin tek sonucu, ABD’de hisse senedi balonunun yeniden şişmesi de olmamış. Çünkü biliyoruz ki, bu tarihte hisse senetlerinin ulaştığı seviyeler, tarihi ortalamaların mislilerce üzerinde ve nereden bakılırsa bakılsın bu, tarihsel ölçekli bir balon. İster teknik kriterlerle bakın, isterseniz tarihsel temel analiz oranları ile; hisse senetleri aşırı pahalı ve 2000-2007 dönemindeki seviyeler hiç şüphesiz ki bir spekülatif balon. Ancak 2000 zirvesinde 43-53, 2007 zirvesinde 50-60 yaş döneminde olan bu kuşak, hiç bir şekilde ekonomik-finansal gerçekliği kabul etmeye razı değil. Zaten bedel ödeyecek yaşı da çoktan geçmiş durumda. O halde, acaba başka bir yol bulunabilir mi? İşte tam da bu çıkmazın içinde imdada yetişen iki önemli spekülatif alan beliriyor: Kaldıraçlı piyasalar ve “gelişmekte olan piyasalar”a terfi etmiş olan, geri kalmış ülke pazarları. Böylece ABD ve aynı rotayı izlemekte olan Avrupa’dan dünyanın her tarafına yayılmakta olan bir dalga tetikleniyor. Bu dalganın yaygın kabul gören adı, küreselleşme. Artık bütün dünya, 1947-57 kuşağı için bir spekülatif yatırım alanı. Aktif çalışma hayatının ilk döneminde biriktirilen paralar oluk oluk adı sanı duyulmamış, ülkelerin aşırı riskli yatırım enstrümanlarına akıtılıyor. Bu enstrümanlara para yatıranların, ilgili ülkeyi harita üzerinde tespit etmesi bile imkansız. Ancak, 1947-57 kuşağı, doymak bilmez bir hırsla, mislilerce büyütülmüş miktarlarla aşırı riskli piyasalara hücum ediyor. Bir yerden sonra, artık bütün finansal kurumlar, bu spekülasyona yakıt sağlayacak mekanizmaları harekete geçiriyor ve ölçüsüzce bir borçlanma döngüsü içinde balon dünyanın her yerinde şiştikçe şişiyor.
2008 şoku, balonun artık şişemeyeceği bir zirveden gelen kriz dalgaları ile tetiklendiğinde, 2000-2003 benzeri ikinci bir şok yaşanıyor. Bu kez, önemsiz teknoloji şirketleri değil, köklü bankalar, sigorta ve mortgage firmaları sarsılıyor. Ancak bu bile 1947-57 neslinin rahat emeklilik hayallerinden vazgeçmesi için yeterli değil. Bu nesil, gerçeği kabuıllenmemekte ısrarlı...
2009 yılının başında, tam da korku, paniğe dönüşmek üzereyken, yeni bir finansal müdahaleyle, ancak bu kez devlet bütçelerini riske atma pahasına yeni bir kredi pompası imdada yetişiyor. Borçlar, mislilerce katlanıyor ve 1947-57 nesli yeniden umuda sarılıyor. Yeni bir spekülatif dalgada ABD borsaları cılız da olsa yeniden canlanıyor, kaldıraçlı piyasalara yeniden oluk oluk para akıtılıyor, “gelişmekte olan pazarlar”daki riskli enstrümanlar yeniden paraya boğuluyor.
1947-57 nesli, bizim modelimize göre, aktif çalışma hayatının sonuna 2015 yılında ulaşacak. Önceki iki nesil gibi, rahat bir emeklilik hayalini gerçekleştirmek için gösteri devam etmek zorunda (The show must go on). Ancak bir sorun var: Ralph Nelson Elliott’un 1941 yılında yayınladığı makalesinde tespit ettiği üçüncü büyük döngünün sonlarına gelindi. Bu döngü, 20. yüzyılın iki neslinin omuzlarında yükseldi; fakat bu kez üçüncü neslin döngüyü, kendi aktif çalışma süresinin sonunda tamama erdirme şansı çok az. Yıllarca biriktirilen hisse senetlerinin temettü gelirleri ile yaşama, ya da en kötü ihtimalle, önceki iki nesil gibi, hisse senetlerini en güzel fiyatlardan satma hayalleri gitgide sönüyor. Çünkü 2000 yılındaki zirveye göre hisse senetleri hem nominal, hem de reel olarak zararda. Hisse senetlerinin mevcut seviyeleri, nominal olarak 12, reel olarak 20 yıl önceki düzeyinde. Başka bir deyişle, 1947-57 neslinin al-tut stratejileri, emekliliklerinin yaklaştığı bugünlerde onlara tatminkar getiriler sağlamadı. Hayalleri gerçekleştirmek üzere para yatırılan kaldıraçlı piyasalar ve gelişmekte olan pazarların riskli enstrümanları ise patlamaya hazır saatli bomba gibi.
Önceki iki kuşağın, aktif çalışma hayatları boyunca sürüklediği finansal trendler, tam da 2x34 yıllık döngülerde, emekliliğe adım atılırken sona ermişti. Bu kez durum farklı. 2008 dalgasının yarattığı korku, anormal ölçekte borçlanma ve hazineyi riske etme pahasına yatıştırıldı. Buna karşılık, tekne su alıyor ve bu teknenin ne kadar daha yüzdürülebileceği meçhul. Bir sonraki dalgada artık korku değil, panik olacaktır. Yıllarca biriktirilen, fakat tatminkar bir getiri sağlamamış olan hisse senetleri, aşırı risk alınarak yaratılan kaldıraçlı borçlar, ismi cismi bilinmeyen diyarların pazarlarına akıtılan kaynaklarla 1947-57 kuşağının finansal düşleri, ancak buraya kadar yaşatılabildi. Rüyadan uyanıldığında güdü, artık sonuna gelinen hayatı rahat içinde sürdürmek değil, elde avuçta kalanı batırmadan kurtarmak olacağından, insanlık tarihinin en büyük balonunu şişiren bu nesil, en büyük finansal çöküşü de tetikleyecektir.
1974-84 kuşağı
Aslında, önceki üçü ile karşılaştırıldığında, böyle bir kuşak yok. A.B.D’de 1964 yılından sonra yıllık nüfus artışı, 20. yüzyıl ortalaması olan %1.3’ün altına geriledi ve hiç bir yıl bu oranın üzerine çıkamadı. 1965 yılından beri yıllık nüfus artışı %1 civarında seyrediyor. O halde, neden 1974-84 kuşağı diye bir kuşaktan söz ediyoruz? Başta kurduğumuz modele göre, 20. yüzyılın üç ayırdedici kuşağı olduğunu tespit etmiştik. Bu kuşaklardan ikisi nüfus patlaması, biri de nüfus daralması döneminde dünyaya gelmişti. Sadece matematiksel olarak değil, sosyal normlar ve duygusal trendler bakımından da bu üç kuşak diğerlerine göre farklıydı. Kendilerine özgü müzik ve edebiyat zevkleri, ahlak anlayışları, çalışma disiplinleri ve dünya tasarımları vardı. 1964-74 kuşağı, bir geçiş nesli oldu Arada derede kalmış, etrafında çılgınca değişen dünyayı anlamaya ve geçmişle gelecek arasında hızla kopan köprüleri birleştirmeye çalışan bir kayıp nesil...
1974 sonrası kuşakların hepsi birbirinin aynı matematik modele göre dünyaya geldi. Her şeye rağmen, Amerika’da dünyaya gelen kuşaklar gene de şanslıydı; Sayısal olarak bir istikrar tutturdular. Bu da en azından hızla yaşlanan ve çalışamaz hale gelen kuşakları kısmen de olsa taşıma imkanı verdi. Oysa Avrupa’da nüfus azalmaya, sosyal devlet politikaları ile güçlü bir boğa piyasasının keyfini emekliliğinde sürdürme arzusundaki nesli taşımayı zorlaştırmaya başladı. Avrupa, bu sorunun üstesinden gelebilmek için kapılarını göçmenlere açmak zorunda kaldı. Bu zorunluluk da, bugünün sosyal ve siyasal huzursuzluklarını, kültür çatışmalarını harekete geçirdi. Daha da kötüsü, artık küresel sahnede sömürgeci kimliğini kaybeden Avrupa, bugün karşı karşıya olduğu ekonomik sorunları aşma konusunda çok daha dezavantajlı.
“Neden 1974-84 kuşağı” sorumuza geri dönersek, cevabını aşağıdaki grafik veriyor:
Bu nesil, 1970’lerin ekonomik krizinin sona erdiği dönemde dünyaya geldi. A.B.D’de borsa endeksleri son zirveyi yapana kadar da bu nesil, bir boğa piyasası içinde büyüdü. 2000-2003 döneminin kısa süren ve 9/11 trajedisini de içeren korku dalgası hariç, bu nesil kısa, orta ya da uzun vadeli, düşüş dalgasının ne olduğunu bilmiyor. Neşeli bir iyimserlik dalgasının bütün unsurlarının tadını çıkartan ebeveynlerini görerek büyüyen bu nesil, aktif çalışma hayatına ciddi bir ayı piyasasının başlangıcında adım atıyor. Bu nesil, kendisinden önceki nesilden sürekli yükselen borsaları, sonsuza kadar genişleyecekmiş gibi görünen borçlanmayı, hayatın her alanını kaplamış teknolojik oyuncakları, tek tip fikirleri, tek tip yaşam modellerini, tek tip ahlak anlayışını, tek tip dünya görüşünü miras alıyor. Bu neslin işi çok zor olacak. Çünkü alternatif fikirler geliştirmek, başka bir değerler sistemi kurmak, işlemeyen çarkları yeniden işler hale getirmek bu nesil için çok zor olacaktır. Teknolojiye aşırı bağımlılık ve doğadan kopuş, bu neslin işini daha da zorlaştıracak.
1931-41 kuşağı da sürekli tek yöne giden bir duygusal trend içinde yaşamıştı. Bu nedenle bu neslin dünyaya getirdiği 1947-57 kuşağının gelecek tasarımları naif ütopyalardan öteye gidemedi. Belki de bu nedenle gençlik yıllarında, bütün dünyayı değiştirmek iddiası ile ortaya çıkan bu kuşak, insanlık tarihinin gördüğü en konformist, bireyci ve çıkarcı nesil oldu. Belki de bu nedenle bu kuşağa yerel olan bile yetmedi ve bütün dünyanın sağladığı olanakları istediler. Ancak 1974-84 kuşağı olarak isimlendirdiğim bu tekdüze kuşağın 1947-57 kuşağı kadar bile bir şansı olmayacak. Çünkü tarihsel döngüler buna izin vermiyor. Ne dünyanın kaynakları sonsuz, ne de bugüne kadar tarih, sonsuz cennetler içinde yaşayan toplumlara müsade etti.
|
|
Copyright © 1999+
|
|
|